Yazı Detayı
19 Mart 2020 - Perşembe 18:48
 
GIDA TERÖRÜ !..
Sedat YÜCEL
 
 

Gıda ile terörün yan yana gelmesi ilk etapta insana pek hoş gelmiyor olsa da, sonuçları itibarıyla bir amaca ulaşmak isteyenlerin, bilinen, bilinmeyen her türlü yasa dışı yolları, yöntemleri uygulayarak insan sağlığına zarar verdikleri de bir gerçektir.

 

Gıda dediğimiz şey, biz insanların hayatımızı devam ettirmemiz için yemek suretiyle tüketmek zorunda olduğumuz maddelerden oluşuyor.

Terör ise, gerek siyasal, gerek dini ve/veya ekonomik amaçlarına ulaşmak için sivil insanlara, resmi kişilere, genel ve yerel yönetimlere yönelik baskı, yıldırma ve şiddetin her türlüsünün kullanılması yoludur.

Bu yolu kullananlara da terörist diyoruz.

Gıda ile terörün yan yana gelmesi ilk etapta insana pek hoş gelmiyor olsa da, sonuçları itibarıyla bir amaca ulaşmak isteyenlerin, bilinen, bilinmeyen her türlü yasa dışı yolları, yöntemleri uygulayarak insan sağlığına zarar verdikleri de bir gerçektir.

Hal böyle olunca devletin de görevi, halkını insanlık düşmanı bu yaratıklardan korumak olacaktır elbet. Bu amaçla koruyucu yasal tedbirler almıştır.

Anayasanın 56. Maddesi:

“Sağlık hakkı, çeşitli yasalar ve sözleşmelerle koruma altına alınmış bir haktır. Anayasamıza göre Devlet Sağlık hizmetlerini, herkesin beden ve ruh sağlığını koruyarak hayatını sürdürebileceği şartları sağlamakla yükümlüdür“diyor.

Konu insanın beslenmesi ve insan sağlığı olunca, işin ciddiyetine binaen ilgili bakanlığın adı bile, gıda ve beslenme alanlarının neredeyse hepsini kapsayan bir isim olmuştur:

 “GIDA TARIM VE HAYVANCILIK BAKANLIĞI”

Bir hikâye anlatılır:

Yaşlı baba hasta, “sekerat” halindedir. Evladı (çocukları) tarafından eve getirilen doktor, adamı muayene ederken bulgularını sesli söyler:“Kalp sağlam, ciğerler sağlam, böbrekler sağlam, o sağlam, bu sağlam” derken; hasta adam bütün gücünü toplayarak şöyle der:

“Desene doktor, ben pisipisine gidiyorum!”

Devletimizin bütün kontrol mekanizmaları varken, Anayasa da insan sağlığı üzerinde bu kadar titizlik gösterilip, kanunlar, yönetmelikler çıkartılmış, ekip ekipmanlar ve teşkilatları ile bütün sahada varken, demek ki insanlarımız pisipisine ölüyor.

Elbette öyle değil; çünkü tam da burada teröristler devreye giriyor.

Genetiği değiştirilmiş, taklit edilmiş, hormonlanmış ve hileli yiyecekleri, çeşitli denetimler sonucu yakalandığında öğreniyoruz. Tabi ki haberimiz olmadan bunlardan ne kadarını tükettiğimizi bielmiyoruz, bilmemizde mümkün olmamaktadır maalesef!

Bir baklava yiyorsunuz, mis gibi tereyağı kokuyor, tadı, lezzeti mükemmel; ama içinde orijinal tereyağı tadı veren katkı maddesinin olduğunu bilmiyorsunuz!

Fabrikasyon tereyağını köy tereyağı gibi aldığımızı, çeşitli aromalar karıştırılarak glikoz şurubundan bal yapıldığını, ayıplı etlerle, beyaz etleri karıştırarak çeşitli lezzetlendiricilerle köfte yapıldığını kaç kişi biliyor veya bilebilir?

Sahte pekmez, sahte rakı, sahte sirke, sahte şalgam suyu ve daha birçok hileli hurdalı sahte yiyeceklerin içinde yaşadığımızı ve bunları alıp tükettiğimizi, sağlığımızı tehdit ettiğini ne kadar biliyoruz.

Bugün insanımızın köylüsü olsun, şehirlisi olsun; köyde otursalar bile çalışanlar,servisle işe gidip geldikleri için şehirli olmuşlar. Tarlasında, bahçesinde ürettiği şeyler yok denecek kadar az. Marketten yoğurt, yumurta, pazardan maydanoz alıyorlar.

Toprakları ekip dikecek vakitleri yok. Sigortası yatıyor, hafta sonu tatili var, dinleniyor, maça gidiyor, dizi filmi seyrediyor…daha ne olsun!

Bu yaşam şekliyle bütünleştikten sonra toprağı nasıl eksin, dikimi nasıl yapsın? Hatta bütün bunları zamanla unuttukları bile söylenebilir. Marketler olduktan sonra bu kadar zahmete katlanmaya gerek de yok zaten!

Bir kere insanoğlu modern yaşama ve tüketime alışmaya görsün, emek ve zahmet isteyen işlere kalkışması hayli zor olur; isterse bu onun yararına olsun, fark etmez.

Geçmişi hatırlıyorum: Evimiz neredeyse şehrin merkezinde bulunuyordu. Çoluk çocuk evde hepimizin bir görevi vardı, ailemizin bütün fertleri çalışırdık. Rahmetli annem dört çocuğuna bakmanın yanında; yoğurdu, tereyağını, pekmezi, sirkeyi, turşuyu, salçayı, ekmeği, makarnayı ve daha birçok şeyi kendi elleriyle yapardı. Buğday dâhil hepsi bizim ürettiğimiz ürünlerdi. Canım anam, evin çatısında tavuk beslerdi,“çocuklarım yumurta yesin” diye.

Ben liseyi bitirinceye kadar pazar yaptığımızı, pazardan bir şey aldığımızı hatırlamıyorum. Fırından ekmek alınması bile yadırganır, evin kadını beceriksizlikle itham edilirdi…

Bugün halkın 70 i şehirlerde yaşıyor. Dolayısıyla insanlar ihtiyaçlarını marketlerden, bakkallardan ve benzer yerlerden almak zorundalar. Halkın bu alma zorunluluğu maalesef istismar edilerek gayri meşru yollara ve işlere sapılmaktadır.

Ancak satış noktaları, burada satılan ürünlerin üretildikleri merkezler, üretim koşulları özenle denetlenmelidir; bu yapılmadığı müddetçe,gıda açısından sağlığımızı risk altına sokacak tehditlerden kurtulamayız.

Bu tehdidin müsebbiplerine, üretim yerlerine caydırıcı, can acıtıcı cezalar uygulanır, isim ve markaları topluma ifşa edilirse bir nebze sonuç alınabilir.

Son yıllarda eşim, konu komşu hanımlar öğrenmişler, mevsiminde aldığımız zeytinlerden evde sofralık zeytin yapıyorlar. Biz artık pazardan, marketten alınan zeytinleri yiyemiyoruz, içinde ne katkı maddesi varsa onu kokusunu alıyoruz, hemen ağzımızın tadı değişiyor.

Biz zeytinle ilgili ihtiyacımızı bu şekilde karşılamaktayız, ancak gıda maddesinin sadece zeytinle sınırlı olmadığı düşünüldüğünde, her şeyi kendi çabamızla üretme-yapmaimkânıda olmayacaktır şüphesiz. Bu gerçeklik bize, kontrol ve denetimlerin rolünün nedenli önemli olduğunu açık bir şekilde göstermektedir.

Etini yediğiniz hayvana kiloda fazla gelsin diye iğne vurulursa, cicivler, 45 günde kocaman bir tavuk haline gelirse, içtiğimiz su bile sağlıklı koşullarda evimize girmiyorsa; ha PKK’lı terörist gelmiş sizi öldürmüş, ha bu arızalı beslenmeden oluşan hastalıklar öldürmüş, ne fark eder? Sonuçta ikisinde de ölüyorsun. İşte bunun adı gıda terörüdür.

Devlet hastaneleri, özel hastaneler, üniversite hastaneleri hem poliklinik hem yatan hasta olarak tam kapasite dolu. Kanser vakaları almış başını gidiyor. 

Gıda sektöründeki bu çarpıklıklarla, insanımızın sağlığına zarar verecek gıdaları üreten ve satan teröristlere “dur” demedikçe, gıda terörü bitmez.

İnşaatın sorumluluğunu nasıl inşaat mühendisleri üstleniyorsa, gıda sektöründe üretimin her türlü sorumluluğunu ”Gıda Mühendisleri-Gıda Teknikerleri” üstlenmeli, hatta sayıları, iş yeri büyüklüğüne göre birden fazla olabilmelidir. İşyerlerinde diplomalarının asılı olması yanında bizzat kendileri bulunursa gıda güvenliğini sağlamada önemli bir adım daha atılmış olur. Yemek dağıtım şirketleri nasıl gıda mühendisi bulundurmak zorundaysa ve dağıtılan yemekle ilgili her türlü sorumluluk bunlara aitse, gıda içerikli her konuda aynı prensip uygulanmalıdır.

Hepimiz sağlığımız için gıda güvenliği konusunda yeteri kadar duyarlı olmalıyız. Toplumda gıda güvenliği konusunda mutlaka farkındalık oluşmalı, şüpheli gördüğümüz durumları “ALO 174”gıda hattındaki ilgililere bildirmeliyiz.

Eğitim de şart, denetim de şart… Hepsinden önemlisi duyarlılık şart! Sevgiyle kalın.

 
Etiketler: GIDA, TERÖRÜ, !.., ,
Yorumlar
Haber Yazılımı