Yazı Detayı
03 Ağustos 2020 - Pazartesi 13:25
 
ZAMAN GEÇİP GİDİYOR
Sedat YÜCEL
 
 

Söze bir Behçet NECATİGİLşiiriyle başlamak istiyorum:

Serpiştiriyordu kar, soğuk gece yarısı.

Birden Mayıs sabahı, ılık seher yelleri.

Daha demin kıştı, başlar Temmuz.

Ve yaşanır bir sonbahar gibi bir yaz dönemi.

 

Gerçekten yaşamımız öyle ilerlemiyor mu? Kışı yaşarken, bir de bakıyorsunuz yaz gelivermiş. Pazartesi sabahı süngüsü düşük vaziyette işe giderken, hemen içimizin kıpırdayarak Cuma gününün geldiğini fark ediyoruz. Hızla akıp giden bir zamanı konuşuyor; ahir zaman diyoruz. Kontrol bizde mi? Zamanımız az ya da çok mu? Zaman gerçekten eskilerin deyimiyle nakit mi? Kime göre ve ne kadar değerli? En önemlisi biz, zamanı gerçekten iyi değerlendirip, planlayıp yönetebiliyor muyuz?

Bir kere hepimiz biliyoruz ki bir gün, 24 saat. Bu zamanın tamamı bize ait. Benim de 24 saatim var, sizin de, müdürün, doktorun, işçinin, sanatçının ve devleti yönetenlerin de 24 saati var. Sabancıların, Rahmi Koç’un varlıkları çok olabilir; ama sahip oldukları zaman seninle aynı, 24 saat. Belki de dünyada eşit olabildiğimiz tek şey zaman…  Düşünsenize, hiçbir şeyi olmayan insanın sahibi olduğu bir zamanı var. Önemli olan bu zamanı bizim gerçekten NAKİT gibi değer vererek mi kullanıyoruz? Yoksa boşa akan su misali mi harcıyoruz?

Sabahtan akşama kadar beraber olduğumuz insanlarla, akşam olunca da beraber olabiliyorsak, elimizdeki cep telefonu ile sosyal medya üzerinden hafta sonu raporunda 4-5 saat zaman geçirdiğimizi görüyorsak, işimizin akışının önceden planını yapamıyorsak zamanı boşa harcamışız demektir. Saatlerce televizyon başında oturan, saatlerce siyaset konuşup, saatlerce kahvede oyun oynayarak vakitlerini geçiren insanlar için zamanı iyi yönetiyorlar diyebilir miyiz?

Zaman konusunda eşit olmamız, onu değerlendirme konusundaki becerilerimizin eşit olduğu anlamına gelmiyor. İyi değerlendirenlerin ölçülebilir şekilde yaşamda kazançlı çıktığını, iyi değerlendiremeyenler için elde ettiklerinin yeterli olmadığını, hatta ziyanda olduklarını çok net görebiliyoruz. Bana hak vermek için herkesin kendisiyle yüzleşmesi yeterlidir bence.

Profesyonel yaşamda ise zaman; yeri doldurulamayan, telafi edilemeyen bir kaynak ve doğru yönetildiğinde bir rekabet unsuru olarak gözükmektedir. Büyük şirketler, iş yerleri zamanı yönetmeye büyük önem verirken, personelini de eğitmeyi ihmal etmemektedir. Dev şirketler üretim sahasında bile; bir dakikada şu kadar ürün, ya da şu kadar dakikada şu kadar üretim ölçümleri yaparak, daha ileri hedefler ortaya koymaktadırlar. Örneğin Ford fabrikasını 2002 yılında gezdiğimde 150 saniyede bir araç banttan bitmiş olarak iniyordu ve ilgili mühendis;“Hedefimiz bu zamanı çekebildiğimiz kadar aşağıya çekmek” diyordu. En son 2014 yılında gezdiğimde 90 saniyede bir otomobil ürettiklerini görmüştüm.

Modern toplumlar, zamanın kıymetini çok iyi anlamış durumdadır. Uçaklar, hızlı trenler, otobanlar, hızlı giden araçlar, uydu yayınları, internet derken hayat, yaşam, ulaşım ve her şey inanılmaz bir hızla ilerlemektedir. İş çok, zaman da sınırlı, bunun farkında olarak kendimizi ayarlamamız, bu hıza adapte olmamız gerekmektedir.

Zamanın herkes için aynı değerde olmaması anlaşılabilir. Sınıfta kalmış, dönem kaybetmiş öğrenci için bir yılın, erken doğum yapmış anne için bir ayın, futbol takımları için bir haftanın, sevdalılar için bir saatin, uçağı kaçıran yolcu için bir dakikanın, son anda ölümden dönmüş insan için bir saniyenin değeri ve değerlendirilmesi elbette çok farklıdır.

Nereden bakarsak bakalım yaşadığımız ömrümüz de çok önemli. Hayatımızın“KEŞKE” lerini çok az konuşmak istiyorsak, kendimize, çevremize daha yararlı olmak istiyorsak, zamanı iyi değerlendirmeli, iyi planlamalı, iyi yönetmeliyiz. Tabiat bile zamanı planlıyor; zamanı geldiğinde ağaçlar çiçek açıyor, kuşlar göçüyor, koyunlar koça karışıyor.

Unutmayalım gelecek mutlaka geliyor, zamanı durdurmak mümkün olmuyor.

Sevgiyle kalın, sağlıklı kalın.

 

 
Etiketler: ZAMAN, GEÇİP, GİDİYOR,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
24 Ağustos 2020
GENÇLER SİZE İMRENİYORUM DA ÜZÜLÜYORUM DA
15 Ağustos 2020
GÖLCÜK DEPREMİ ÜZERİNE
10 Ağustos 2020
DÜNDEN BUGÜNE GÖLCÜK!
27 Temmuz 2020
KUŞAKLARLA ÇATIŞMAYALIM!
20 Temmuz 2020
BOSNA'YI ANLAMAK
13 Temmuz 2020
HALKIN GÜCÜ VE DEMOKRASİ
29 Haziran 2020
DENİZCİLİK VE KABOTAJ BAYRAMI
22 Haziran 2020
SINAV DÜNYASI
15 Haziran 2020
DÜNYA TÜRKİYE’SİZ OLAMAZ
11 Haziran 2020
TOPLUMDAKİ GÖNÜLLÜLÜK RUHU
01 Haziran 2020
KALKINALIM AMA ÇEVREYİ İHMAL ETMEYELİM
27 Mayıs 2020
TARİHTEN BUGÜNE İSTANBUL
04 Mayıs 2020
BAHAR BAYRAMI VE HIDIRELLEZ
21 Nisan 2020
KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN YARARLARI VE SORUNLARI
12 Nisan 2020
YOKSULLUK VE SOSYAL DAYANIŞMA KÜLTÜRÜMÜZ
07 Nisan 2020
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE MAHALLE KÜLTÜRÜMÜZ
26 Mart 2020
İNTERNET VE SOSYAL MEDYA
19 Mart 2020
GIDA TERÖRÜ !..
19 Mart 2020
BU ŞEHİRDE ARSA PAYIM VAR
19 Mart 2020
DEĞİŞEN VE DEĞİŞTİREN İNSANDIR
16 Mart 2020
Marka Şehirlerin Önemi!
09 Mart 2020
MADDE BAĞIMLILIĞI
24 Şubat 2020
ESNAF DEDİĞİN, ŞEHRİN HARCIDIR
18 Şubat 2020
KİTAP OKUMA ALIŞKANLIKLARIMIZ
10 Şubat 2020
NE EKERSEK ONU BİÇERİZ
03 Şubat 2020
GENÇ NÜFUSUMUZ ZENGİNLİĞİMİZDİR
27 Ocak 2020
ŞU BİZİM ANADOLU
20 Ocak 2020
TELEVİZYON DİZİLERİNİN GÜCÜ
13 Ocak 2020
ŞU GÖÇ DEDİKLERİ
06 Ocak 2020
NEREYE KADAR ŞEFKAT!
30 Aralık 2019
TÜRKİYE PANORAMASI
23 Aralık 2019
SEVGİ EMEK İSTER
16 Aralık 2019
S İ N E R J İ
10 Aralık 2019
ÖYLE BİR HAYAT SÜR Kİ!
07 Aralık 2019
BEN HER ŞEYİ BİLİRİM
14 Kasım 2019
BİR ŞEHİR İSTİYORUM
31 Ekim 2019
BU KADAR HOŞ GÖRÜ SADECE BİZDE OLUR !
22 Ekim 2019
OYUN VE OYUNCULAR DEĞİŞMEDİ
17 Ekim 2019
SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA AMAÇLARI
09 Ekim 2019
HAYDİ,GÖLCÜK'Ü SATALIM !
03 Ekim 2019
GÖREV KÖRLÜĞÜ DENEN ŞEY !
24 Eylül 2019
FUTBOL VE GÖLCÜK'TE SPOR
21 Eylül 2019
DERT BENDE DERMAN BENDE
14 Eylül 2019
BM NEDİR, NE DEĞİLDİR?
28 Ağustos 2019
HEMŞERİ OLMAK BÖYLE BİR ŞEY
16 Ağustos 2019
''BUNU BEN YAPAMAZDIM''
Haber Yazılımı